Küçük bir ön açıklama.. Bu, bizim, MCT 2017 İnsan Kaynakları Zirvesindeki konuşmamızdı. Orada olamayanlardan istek peçetesi geldi, video istiyoruz diye. Tamam video var ama ses uğultulu. Tadı çıkmaz öyle. E ne yapalım o zaman.. orada ne dediysek bildiğimiz SADE diyaloğu yapalım dedik.

Buyurun. Aynısı.

 

SD – Türkçe’ye sinir dili programlaması olarak tercüme edilen, NLP (Neuro Linguistic Programming) diye bir şey var.

40 yıldır yönetim, eğitim, sağlık, aile, satış, spor gibi alanlarda yaygın bir şekilde uygulanır.

Aslında NLP dedikleri, başarılı terapistlerin yöntemlerinin gözlemlenmesi, analiz edilmesi ve diğer insanların da uygulayabilecekleri bir model haline getirilmesinden başka bir şey değil.

Başarılı uygulayıcılar, sahadaki insanlar, sokaktaki insanlar bir şeyler yapıyorlar ve ortaya iyi sonuçlar çıkıyor.

SOKAK dediysem, metafor yapmıyorum, gerçekten sokak..

Bakın…

*

AE – Sokak deyince aklıma alakasız (ama çok da alakalı) bir şey geldi: sokak köpekleri. Tamer Dodurka diye bir hocamız var. İstanbul Üniversitesi veteriner fakültesinde. Hayvan psikoloğudur. Köpek Psikolojisi diye kitabı var. Der ki; sokak köpekleri farklıdır. Tabi ki evrimsel bir değişimden bahsetmiyor. Bu bir zeka açılması. Yaşadıkları hayatın onları geliştirmesi. Sezgileri o kadar reflekse dönüşmüştür ki, insanları kolayca ayırt ederler. Çoğu kez sevgi ihtiyacını yemeğin önüne koyarlar. Hızlı ilişki geliştirirler, gerektiğinde yeni koşullara hızlı uyum sağlarlar. Hayatla çevik bağları vardır.

SD – Sokak köpekleri, apartmanlarda beslenen (az kaldı plazalarda çalışan diyecektim) cins ve eğitimli hemcinslerinden daha zeki ve becerikli imiş ha? Neden?

Çünkü sokakta yaşıyorlar, hayatta kalmak için çevreyi iyi tanımak, şartlara uymak olmak zorundalar.

Gelecek hayatın içinde.

Çözüm sokakta.

Çünkü bize gerekli olan bilgiler orada.

Bu kongrenin mottosu DNA : Değişen dünyanın kodlarını çözmek.

DNA benzetmesi boşuna değil.

DNA = Canlıların gelişmesini, işleyişini ve çoğalmasını sağlayan bütün bilgiyi taşıyan hücre.

Doğal Seçilim Yasası sadece çevreye, değişen şartlara en iyi uyum sağlayan canlı hayatta kalır, der. Diğerleri yok olur gider.

*

Şimdi filmi geriye saralım.

Gerçek hayat neredeyse, bakışımızı oraya çevirmeliyiz dedik.

Teşbihte hata olmasın ama biz de bakışımızı ‘başarılı sokak köpekleri’ne çevirdik…

Bunun karşılığı olan meslekler var mı?

Sokak yöneticileri yani?

AE – Tabi ki. Olmaz olur mu?

Hemen aklıma gelen iki örnek.

Bir boyacı var tanıdığım. Zamanında köyünden gelmiş, İstanbul’da ilk bir-iki iş bulmuş. O kadar temiz çalışır ki, boyama işiyle çalıştığı yeri temizlemeyi eşit önemde görür. Gittikçe müşterisi artmış. Her defasında müşterisinin huyuna bakar. Bir de işin zorluğuna. Ve köyünden o işe uygun bir ekip oluşturur. Resmen matriks organizasyon mantığı. Duruma göre değişen ad hoc ekipler. Köyünde iş yaptırmadığı kimse kalmamış. Ama herkes doğru işte çalışmak şartıyla.

Başka bir örnek: Tekstil mümessilliği. Avrupa’daki bir mağaza zinciri deli bir şartname hazırlar. Her şeyin tanımlı olduğu, her üründen sadece birkaç yüz tane yapılacak, karmakarışık bir katalog. Mümessiller, bir sürü küçük tekstil atölyesi tanır. Bir denetçi ekibi oluşturur. Ve işe girişir. Zamana karşı yarışırlar. En ufak bir hata malın reddi demektir. Ve zamanında TIR’ı doldurur yollarlar.

Bu büyük yönetim becerilerinin karşılığı %15 komisyondur.

Bunlar hep sokağın mucizeleri işte.

Onlar kendilerinin farkında bile değil.

Hadi son bir şey konuşalım: Ne olacak bu yönetim biliminin hali? Gelecekte nasıl bir değişim geçirebilir?

*

SD – Batılıların kafası nasıl işler? Analitik şekilde yani ‘tümevarım’ yöntemiyle.

Bir problemi çözmenin yöntemi, bunu küçük parçalara ayırıp her birini çözmek, sonra bu çözümleri birleştirip, ana problemi halletmektir.

İnsan dediğin şey, evrensel değildir. Yereldir, bireydir. New York’ta koyduğun teşhis / kural bizim Sanayi Mahallesi’nde işlemez.

Tümevarımın tersi, tümdengelim. Önce bütünü ele alıp, parçalara inmek.

Doğu kafasına daha uygun.

Bunun sorunu da yeteri kadar objektif olmamak, ‘aşağı-yukarıcı’ olmak.

Doğunun sübjektif metoduyla batının objektif metodunu birleştiren ise kaos teorisi.

Kaos varsa, sistemin yapısını ne kadar iyi modellersek modelleyelim, en küçük hata büyük hatalara sebep olabilir. (Bakınız ‘Kelebek etkisi’)

Kaos teorisi der ki:

1.Düzen, düzensizliği yaratır.

2.Düzenin anlayamadığımız bir hali yani koatik bir özelliği varsa, burada bir düzen yoktur diyemeyiz.

3.Çünkü düzensizlik içinde de bir düzen vardır. (yoksa sistem çöker)

4.Düzen, düzensizlikten doğar. (Ordo ob chao)

5.Ve ortaya çıkan bu yeni düzen, kendiliğinden örgütlenen bir süreç vasıtasıyla, yeniden kestirilemez bir yöne doğru gelişir.

Şirketler de böyle kaotik yapılardır.

Düzen, düzensizliği yaratır. Düzen, düzensizlikten doğar.

İşte yönetimin geleceğinde olacak olan bu.

Sence?

AE – Benim tahminim farklı.

Bulanık mantık diye bir şey var.

Lütfi Aliasker Zade’nin 1961’de ortaya attığı kuram.

Der ki, yazılım dilindeki 1 ile 0 arasında başka seçenekler de vardır.

Gelecekteki durumlar tanımlanamaz ve öngörülemez.

İşte bence bu olacak.

Her durumda farklı ve esnek çözümlerin yaratılacağı bir yönetim bilimi ortaya çıkacak.

Yani vardığımız nokta aynı: Düzensiz yeni bir düzen. Ama oraya götüren yollarımız farklı.