Son 8 yılımdan serpme anılar..

Yer İstanbul’un kuzeyi. Boğaz çıkışı, Karadeniz’e bakan bir tepe. En yakın komşu birkaç kilometre ileride. Elektrik, su, kanalizasyon, doğalgaz.. hiçbir şey yok.

Neyse konu bu değil, ortamı zihninizde canlandırmanız için söyledim.

Şöyle bir yer işte:

Büyük bir odun sobası katın tamamını ısıtıyor. O kadar güçlü ki, hemen yakınındaki küçük banyo dahi sıcak oluyor. Onun için öyle çocukluğumuzdaki gibi tuvalete giderken donmak yok.

Çok soğuk gecelerde soba geçerdi. Saat kurardım kalkıp odun atmak için.

Karlı bir günde kapının önü..

Böyle bir gecede yalnızım. Evin altındaki odunluğun motorlu bir kepengi var. Gece onun açılma sesiyle uyandım. Herhalde yanlış duydum dedim. Az sonra kapanmaya başladı. Kangi’den tepki yok, bir insan olsa hayatta öyle sessiz durmaz. Her şey çok tuhaf. Pijamamın üstüne lastik çizmemi, anorağımı giyip el lambasıyla çıktım bahçeye. Kar dizime kadar. Gördüğüm ne biliyor musunuz, kepenk kendi kendine bir açılıyor, bir kapanıyor. Nereden aklıma geldiyse, bir uzaktan kumandası vardı, eve gittim onun pilini çıkardım, durdu. Herhalde pili zayıflamıştı, ya da soğuktan sapıttı, durmadan sinyal yolluyormuş.

Bir gece kuvvetli bir sağanak olmuştu. Genellikle bir şey olmaz, toprakta yolunu bulur gider. Evin -1 katı var. Su tankı, odunluk, depo falan. Sabah öylesine bir kontrol edeyim aşağıyı dedim, bir indim, 2 karışa yakın su. Koy bir kağıttan gemi yüzsün. Bileğimden bir karış yukarıda. Çamurlu, neye bastığımı görmüyorum. Dışarıdaki gideri açmam lazım. Soktum elimi, yaprak dolu. Meğerse yakınındaki ağacın yaprakları tıkamış. O gün bugündür sonbaharda sürekli o bölgede mıntıka yaparım (askerlik yapmayanlar için, süpürürüm yani).

Bir yaz akşamı. Koymuşum rakımı bahçede, sivrilerimle oturuyoruz. Kangi az ötemde yatıyor. Alacakaranlık. İleriden bir çakal sürüsünün sesleri geliyor. Sonra gittikçe yaklaştılar, neredeyse bahçe duvarının dibine geldiler. Kangi âniden bir fırladı. Bahçe duvarının üzerinden atladı, sürünün üzerine.. Bir anda hepsi ormanda kayboldu. Ne yapacağımı bilemedim, nasıl yardım edebilirim ki? Duvarın üzerinde ayakta beklemeye başladım. Az sonra bizimki yavaş yavaş çıktı ağaçların arasından, bahçe kapısını açtım, geldi aynı yere yattı. Akşam keyfinin arasında bir çakal sürüsü kovduk yani.

Bir yaz odunluğa kireç yaptıracağız. Kıştan kalma biraz odun var. Onların arkasının da boyanması lazım. Odunları kapının önüne taşıyorum. Tam en dibine geldim, cik cik sesler. Bi baktım, birbirine sokulmuş 5-6 tane bebe tarla faresi. Anneleri yok. Ne yaparsın şimdi bunları? Haydi küçük bir karton kutu buldum, tek tek hepsini içine koydum, ta evin ilerilerinde ormanda bir çalı dibine bıraktım. Yanlarına da biraz yiyecek. Dönerken tek düşüncem vardı, inşallah anneleri onları bulur.

Bir sene bahçedeki çim bir günde 3 metre çapında bir daire şeklinde yandı. Tamamen sarardı. Ama nasıl biliyor musunuz, tam bir daire. Elle yapılamaz, o kadar net. Hiçbir zaman anlayamadık. Tek aklıma gelen, yakın geçen uydulardan bir tanesi güneşi yansıttı herhalde.

Yaa işte böyle.

Ev hikayesi çok. Ben gideyim artık.