Konuğumuz Cengiz Çatalkaya’nın yazısı. 2017 yazında bir yürüyüş günümüzün anısına.

Bugün Moda’da dolaştık..

Niye biliyor musunuz? Sevdiğim bir insanın anılarına dönmesi için.

Bazı yolculuklar, insan farkında olmasa da, hep kendine doğru. Bir süre sonra yola karşı gelemezsin. Yol, hayatınla aynı çünkü.

Deredeki balıkların çoğu bir süre önce ölmüşler. Kim bilir ne dökmüşlerdi suya? Şimdi gene zıplıyorlar. Doğa iyileştirmiş kendini. Biz de kendimizi akışa bırakarak yenilenmiyor muyuz?

Derenin denizle buluştuğu yer bulanık. Çamurlu suyla deniz bir çizgiyle ayrılmış gibi. Oysa yaşam da orada. En verimli yer orası. Balıkların beslendiği yer. En bulanık yer, yaşam.. bir adım ötesi tekdüze deniz.

O gün babasının -hastane masraflarını karşılamak için- sattığı avukatlık bürosunu göstermişti. Orada kimler kalıyordu şimdi acaba? Fransa’dan dönmeseydi neler olurdu? Eski apartmanlarının kapısına kadar gittik (orasını babasının ikinci eşine bırakmıştı). Zilin düğmesinde hâlâ 17 yıl önce ölen babasının ismi vardı.

Garson beyaz peynirimizi getirmemişti.

Arka masada ergen bir kız, dedesiyle -duymuyor diye- dalgacı dalgacı bağırarak konuşuyordu.

Hızla geçen bir balıkçı motorunun dalgaları masanın dibindeki tahta iskeleye vurdu.

Rakıdan birer yudum aldık.

Sizi gelecek zamanım gibi hissediyorum Hocam. Ben sizin geçmişinizim sanki. Demlenmek, öze gelmek kolay mı be Hocam?

Bir balık daha zıpladı.

Peynirimiz geldi..

Hoca beyaz peynirden bir parça tabağına aldı.

Akşam oluyordu artık.