SD – Avusturyalı romancı Vladimir Vertbil’in bir kitabını okudum yakında: Rosa Masur’un Garip Hatırâtı.

Bir yerinde, yıllardır “Sen Petersburg’tan kaçıp Avrupa’da bir yere yerleşsek mi?” diye tartışıp duran bir Yahudi aileye, geçkin bir fahişe şöyle diyordu:

“Hayatî sorunlarımızı aklımızla halletmeyiz. Akla olan inancımı çoktan kaybettim. Okulda mümkün kategorisine giren şeylerle ilgili bir sürü vaaz dinleriz ama olasılık yasasından hiç bahsedilmez. Söylemek istediğim aslında çok basit. Yani argüman ileri sürerseniz, iki seçenekten birine varma olasılığınız sıfır virgül beş’e yaklaşır. Yani klasik pat (*) pozisyonu. Onun için işte olasılığa eyvallah demek lazım; zaten sonunda onun dediği olacak.”

50 yılını iyi kötü hatırladığım ömrüme dönüp bakıyorum, (bilinçli bir şekilde) aklımı kullanıp çözdüğüm sorun; yahut aldığım hayatî karar / yaptığım büyük hamle sanki yok. Sanki rüzgârın önündeki bir yaprak gibi, hayat beni nereye götürürse oraya gitmişim; en önemli kararları tesadüflere, olaylara, başkalarına bırakmışım. Aklıma da haksızlık etmek istemiyorum ama… Bilemedim.

(*) Satrançta bir oyuncunun oyun sırası geldiği halde kurallara uygun hiçbir hamle yapamadığı ancak karşı taraf şah çekmediği için oyunu da kaybetmediği durum. Pat durumunda oyun beraberlikle sonuçlanır.

AE – Lisede felsefe dersinde okuduğumuz bir şeyi hâlâ hatırlarım.

Tesadüfün açıklamasını yapan bir felsefî düşünce, bunu, ‘coïncidence des determinismes’ olarak açıklıyordu. Yani bir yerlerde bağımsız, tek tek, bir sürü gerçekler var. Bu küçük gerçeklik durumlarının kendi başlarına pek önemi yok. Fakat bu ‘astroidler’ birbirleriyle çarpıştığında ortaya yeni ve daha farklı durumlar çıkıyor.

Annemin bir hayali benim bir Fransız okulunda yatılı okumamı ve belki tüm bugünkü düşünce sistemimin şekillenmesini sağladı.

Üniversite’de bir kızla aynı sınıfta olmamız, sonraki 30 yılın akışını belirledi.

İş hayatında bana şans veren bir insanla en başta karşılaşmam, mesleğimde bugünkü noktaya gelmeme sebep oldu.

Amerikan bilardosu gibi. 8 topu üçgen şeklinde birleşik diziyorsun. Sonra bir vuruş ve.. bilinmeyen çarpışmalar..

20 seneden fazladır serbest çalışıyorum. İşlerim kesat gider bazen. Yok işte, gelmez bir şey. Zaman bana şunu öğretti; birisi vurur bir yerden, oradan oraya çarpa çarpa çıkar bir şey. Hep çıktı. Tek yapmam gereken, önümden geçerken yakalamam. Toplara vurmayı kendim de denerim tabii.. ama nereye dağılacaklarını öngöremeden.

Çok tıkandığım zamanlarda belli bir şey için dua etmem; bilmediğim bir şey için dua ederim. Nereden gelecekse gelsin, bir top çarpsın.

Yani Serdarcım, senin o savrulmaların bende de var. Hatta ben ileri götürdüm, yavaşladıkça ‘hadi hayat bir daha savursun’ diye diliyorum içimden.