75 yaşında..
Avrupa sinemasının yaşayan en iyi birkaç yönetmeninden biri.

Unuttum nerede okuduğumu, bir eleştirmen onun için Kafka okumak gibi demişti. Zor gibi görünüyor ama şifresini bir kere çözerseniz kolay. Ve çok zevkli. Başka bir frekanstan haberleşmek gibi.

Seyircisini rahatsız eder diyorlar. Bence rahatsız ederken yorum katmıyor, gri alanlar bırakmıyor, olduğu gibi gösteriyor. Bunu da bir üslup olarak yapıyor. Biz gerçekte olandan rahatsız oluyoruz.

Mutlu Son bir üslup filmi. Bir zaman kesitinde, zengin bir ailenin içinde iç içe geçmiş yaşamlar.

Dramatik gibi görünüyor ama sadece onların yaşamı bu.

Karakterler.. yoğun, keskin, zor, yaralı, kendilerini birlikte yaşamaya mahkum etmiş karakterler.

Konu hiç önemli değil.

Ve o sinema dili. İmkansızı sakince anlatmak gibi.

Ne olur o üsluptaki tatları yakalayın.

Mesela filmin jenerikte telefon ekranından nasıl başladığını ve nasıl bittiğini bir daha gözünüzün önüne getirin.

Dede ile torunun çalışma odasındaki konuşmalarında mimiklerini düşünün.

Eve’in babasına gerçekleri dümdüz söylediği ânı düşünün.

Aile yemeğinde büyük oğulun rezaletini düşünün. Aslında ne kadar doğrular vardı yaptıklarının içinde.

Film seyretmiş değil, kitap okumuş gibiyim.

Bu arada 12 yaşındaki Belçikalı Fantine Harduin’in müthiş oyunculuğu ile ihtiyarlığın doruklarında bir Jean-Louis Trintignant’ı unutmayacağım.