Tanik efendinin meyhanesi. Kadırga’nın yorgun bir sokağında. Sırf geceleri yaşayan bir organizma gibi. Buğulu camdan çıkan soba bacasının karanlık sokağa yayılan tütsüsü.

İçerideki uğultu hayatın kendisi. Belli belirsiz havada asılı anason kokusu. Köşede cam vitrinli büyük buzdolabı. Takuhi hanımın sabahtan beri hazırladığı topik, mercimekli yaprak sarması, midye dolması.. öteki mezeler klasik.

***

Bir yerden müzik sesi geliyordu. Galiba Alaeddin Yavaşça Aziz İstanbul’u söylüyordu. Çok duyulmuyordu.

Büyük masada bir grup altmışlarında adam. En eğlenceli masa onlarınkiydi. Avaz avaz. Biri birine masanın bir ucundan laf atıyor. Katılıyorlardı hepsi gülmekten. 40 yıllık lise arkadaşlarıydı onlar. Hiç farkları yoktu o yıllardan. Nasıl bir dostluk biliyor musunuz, sokakta oyun oynayan küçük çocuklar gibi. Yıllar önemsiz. Rakı bahane, zamanda geriye gidiş sarhoş etmişti onları. Öyle bir coşku.

Başka masada yaşlı bir çift. Bir başkasında 3 arkadaş. Gürültü kıyamet, onları hiç rahatsız etmiyordu. Yalnızmış gibi sohbetindeydi hepsi.

Yaşlı garson, gencine bir şey dedi. O da gidip dışarıdan odun getirdi. Maşayla çekiştirerek üstteki kapağını açıp sobaya 3-4 tane attı arka arkaya. Geçmesin diye hemen. Bir tek yaşlı kadın başını döndürüp seyretti uzaktan. Başka kimse fark etmedi bile.

Kenarda, tek başına birisi. Sırtı dönük. İlgisi yoktu kimseyle. Birkaç günlük beyaz sakalı biraz hasta bir ifade vermişti yüzüne. Kruvaze ceketi eski usul. Kendi kendine konuşuyor gibiydi.

Vakit ilerledikçe müşteriler seyreldi. Grupla tek kişilik masa kaldı.

Coşku durulmuştu. Yola düşme vakti. Bir dahakinin zamanı konuşuluyordu.

Yalnız adam da kalktı. Dalgın gibiydi. Orada değilmiş gibi. Yavaşça paltosunu giydi, çıktı.

Garsonlar masaları topluyordu.

Gruptan birisi merak etti, emektar garsona öylesine sordu, hep gelir mi, hep böyle yalnız mı oturur diye.

Garson işine bakarken anlattı.

Meğerse onların da bir grubu varmış. Hep toplanırlarmış. Yıllar içinde eksile eksile kimse kalmamış. Göçen arkadaşlarının anısına hâlâ gelirmiş işte. Yıllardır alıştıkları aynı günde. Kendi kendine onların anısıyla konuşurmuş. Hatta söylemese de masasını ayırırlarmış.

Sınıfın sonuncusu o kalmış.

Bir sessizlik çöktü.