2 saat 5 dakika.

1950’de Birleşmiş Milletler çağrısıyla Kore’ye giden Türk tugayında astsubay Süleyman Dilbirliği’nin bir anlama Çağan Irmak’laştırılmış gerçek öyküsü.

Asıl kahramanımız bugün 90’larının sonunda neredeyse.

Ben sizi asıl, o müthiş görüntüleri yöneten 49 yaşındaki İngiliz Jean-Paul Seresin’le tanıştırayım. Filmi özel kılan biraz da onun vizörü.

Ve Can Ulkay. Yönetmenimiz. Her zaman şuna inandım: Reklam filmi çekmek üslubu çok geliştiriyor. Yönetmenini, seyirci sarrafı yapıyor. O öyle bir tarz ki, duygularla oynuyor. O ekolden gelenler, her şeyi çok tatlı dramatize edebiliyorlar. ‘Onların’ elinden, yeni nesil, mükemmel ‘seyirci filmleri’ çıkıyor. Ayla da öyle. 23 yılda 1.000’den fazla reklam filminden sonra gelen, yönetmenin ikinci filmi.

Ayla, naif bir film. Bir masal gibi. Azılı profesyonel eleştirmenlerin pek dişine gelmez. Ama bir Türk askerinin Kore’li küçük kıza tutku derecesinde babalığı zaten yürekleri peşinen ele geçiren bir tema.

Fahir Atakoğlu da gerçekten vermiş müziği.

Seyirci beğenisi neredeyse garanti.

Filmi taşıyan, astsubay Süleyman rolündeki İsmail Hacıoğlu’nun oyunculuğu değil, daha kolektif bir başarı var. Mesela eşi rolündeki Büşra Develi’yi daha çok hatırlayacağım (hele filmin kırılma noktası olan, kocasını kahvaltıya oturtup dinleme sahnesini).

Görmem lazımdı. Gördüm.