AE versiyonu

O ruhsuz 1 Ocak sabahlarından biriydi gene.

Birden uyandı adam. Hayır, hiçbir sebep yoktu. Gözünü açmadan uyanmış olduğunu fark etti sadece. Her şeyi duyuyordu. Sokağın sessizliği, kargaların bağırtısı. Yatakta öteki tarafına döndü. Düşünmemeye çalıştı. Düşünürsem iyice açılır uykum diye aklından geçirdi.. kalkıp ne yapacağım, azıcık daha uyumalıyım. Boşuna. Sanki düşünceler üşüşüyordu, durduramadı onları. Daha fazla kendini zorlamak saçma geldi.

İsteksizce kalktı.
Evde herkes uyuyordu.

O en sevmediği günün tam pençesine düşmüştü.
Hep çok sıkılmıştı 1 Ocaklardan.

Salonda oturdu. Geçen gecenin anlamsızlığını düşündü. “Arkadaşlar” gelmişti. Onlara yılbaşı sofrası hazırlamak için iki gün uğraşmıştı. Mezeler düşünmüştü. Sonra onların malzemelerinin listesini çıkarmıştı. Çarşıya inmiş, bir sürü poşeti dolmuşla taşımıştı. Yılın son günü neredeyse mutfakta geçmişti.

Ne karmaşaydı dün gece diye düşündü. Ne konuşulduğunu bile hatırlayamadı. Herkes bağıra bağıra bir şeyler anlatmıştı. Neydi konu dedi.. galiba yoktu. Öylesine rastgeleydi. Hatta bir ara çapraz konuşuluyordu, o ona, o ona bir şey anlatıyordu. Mutfağa kaçıp fırına bakmıştı o an.

Böyle otur otur gün geçmezdi. En güzeli kendini yormak. Hazır sokaklar bomboşken yürümeliydi. Gidebildiği kadar uzağa.

Günün griliğine, amaçsızlığına inat.

En salaş kıyafetlerini giydi. Tişörtün üstüne sweat. Onun üzerine kolsuz anorak. Treking ayakkabılarını da giydi mi tamam. Attı kendini hüzünlü sokaklara.

Hiçbir planı yoktu. Nereye olursa.

Sahile indi.

Denizin ayazından bir ara gözünden yaş geldi. Bir mucize olur, açık bir yer bulursa belki güzel bir kahve bile içerdi.

Evet evet, günün en güzel şeyi bu olurdu.

Bir kadın geliyordu ileriden. O da böyle bir günde sabahçı. Vaay yalnız değilmişim dedi. Ama niye? O soğukta? O saatte?

Geçerken bakmamaya çalıştı. Rahatsız etmeyeyim diye. Belki minicik, göz ucuyla.

Ne kadar andırıyordu çok yıllar önceki sevgilisini.
Onun yaşlanmış haliydi.

Ama bu O..

Öyle geçip gidilir mi şimdi? Ama belki de tanımaz? Ne diyecekti ki? ‘İyi misin’ mi?

Bunlar hep milisaniyeler.

Ama lüzum kalmadı. Çünkü kadının gülümsemesi çok sıcaktı.

Adam ona sarıldı. Eski bir dosta sarılır gibi. Uzun. Sessizce.

Her söz boş o anda. Her söz gereksiz.

Sonra ‘kahve içecektim’ dedi.. açıksa.. bilmiyorum.. gelsene.

‘Olur’.

Öyle yan yana yürümeye başladılar. O anda konuşulmaması gerektiğini sanki birisi onlara söylemişti. Kadın koluna girmedi. Sadece arada bir omuzları değiyordu. Bunun duygusu ikisine de iyi geliyordu.

Bir ara adam durdu. Döndü sessizce kadının yüzüne baktı.
Aklına kazımak ister gibi.

Bulamadılar açık kahveci. Sadece bir çay bahçesinin ufacık sobalı yeri açıktı. Durakta bekleyen sarı dolmuş şoförleri için. Birer çay söylediler.

Kimse kimseye ne yapıyorsun demedi.

Anılardan bahsettiler. Akıllarına geldiği gibi. Oradan oraya. İkisinin de hatırladığı ayrıntılar çıktı. Anlatırken bir daha yaşıyorlardı sanki.

Sonra.. sonrası bu kadardı. Kalkalım mı dedi kadın.

Adam sarılamadı bu defa. Elini sıktı vedalaşırken.
Tuhafına gitti sevgilisinin elini sıkmak.. sanki o anda kendilerine ait zaman bitmiş, bugüne dönmüşlerdi.

Süre dolmuştu.

Dönüş yolunda yürürken soğuğu hissetmiyordu.

‘İşte bu 1 Ocak farklı oldu’ diye düşündü.

Hâlâ gülümsüyordu.
Hayat sanki yeniden anlam kazanmıştı.

***

SD versiyonu

Eylül ayında emekli oldum. Zaten evim barkım yok, kimim kimsem yok. Çocukluğumun geçtiği Eskişehir’e taşındım. Şimdilik ucuz bir otelde kalıyorum. Yılbaşını da odamda geçirdim. Biraz televizyon seyrettim, kitabımı okudum, erkenden yattım.

Mal satmak için uydurulmuş bu ticarî günleri sevmem. Yok analar, yok babalar, sevgililer günü… Hediye alacak, verecek kimsem yok. Hiç olmadı. Yılbaşını ve bayramları da sevmem. Kendimi yalnız hissederim.

Yetimhanede büyüdüm. Anamı babamı hiç tanımadım. Kardeşim yok. Akrabam yok.

Mutlak yalnızlığımın buraya kadarı kaderse, bundan sonrasını da ben seçtim.

Evlenmedim. Çoluğum çocuğum yok. Doğru dürüst bir arkadaşım da yok.

Herkesin sorduğunu soracaksınız şimdi siz de. Elbette birini sevdim. Gençliğimde, hem de deliler gibi. 17-18 yaşlarındaydık. İki üç sene birlikte olduk. Birbirimizi çok sevdik. Çok  da güzel sevdik. Gelecek için saf hayaller kurduk, kafamızda evimizi döşedik, doğacak çocuklarımız için isim bile bulduk. Birbirimizi asla terk etmemeye yemin ettik. Her ne olursa olsun. Biri gitse, diğeri onu asla bırakmayacaktı.

Sonra bir yılbaşı günü öğleden sonra Goncam bir taksiyle kaldığım yurda geldi, arabayı kapıda bekletti, niyesini söylemeden ağlayarak veda etti ve arkasına bakmadan gitti.

Bir daha da kimseyi istemedi gönlüm.

Yukarıda Allah var, Goncam’ı hiç unutmadım. Yüzü hep 18 yaşındaki haliyle gözümün önünde. Saçlarının kokusu burnumda. Müşvik sesi kulaklarımda.

Önce bir mucize olur, bir gün pişman olup geri gelir diye umdum. Sonra bir yerde rastlarım diye. Sonra umudumu kaybettim. Hayat gailesi, onu giderek daha az düşünür oldum.

Bu sene 1 Ocak, ayrılışımızın 40’ıncı sene-i devriyesiydi. Gene yılbaşının hüznü çöktü içime. Otel odalarını da sevmem zaten. 6’yı geçerek aşçı lokantasında bir çorba içtim, odama çıkıp kendime bir çay demledim. Erkendan soyunup yattım. Önce çarşafı sonra battaniyeyi kafama kadar çektim. (Bir yorgan edinmem lazım mutlaka.) Yüzümü ağlamamak için yastığa gömdüm. Uyku tutmadı. Dışarıda yılbaşının patırtısı. Bangır bangır müzik. Gençler içmişler, şarkı, türkü, kahkahalar…

Gözüme uyku girmedi. Sabahı zor ettim. Bu defa da akşama kadar yataktan çıkmadım. Zaten hava da buz gibi. Ama sonunda daraldım. Kendimi sokağa attım. Barlar Sokağı dedikleri tarafa yürüdüm. İçim ürperdi (Eskişehir’in ayazını bilen bilir.) Hissettim ki kötü üşüme gelecek, önüme çıkan ilk kafeye girdim.

Ve onunla burun buruna geldim. Goncam’ı tabii ki hemen tanıdım. Haliyle yaşlanmış. Bayağı bir kilo almış. Ama çok da değişmemiş

– Hanımefendi, izniniz varsa oturabilir miyim?

– Niye, oturacak başka yer mi yok?

– Var, ama mahzuru yoksa sizin masanıza oturmak istiyorum. Belki beni hatırlarsınız.

– Sapık mısın be adam. Garson bey, bakar mısınız…

İki garson sanki birini dövmek için fırsat kollarmış gibi seyirttiler.

– Özür dilerim, bir tanıdığa benzettim.

Adamlar yakama yapışmadan kapıyı açıp çıktım.

Köşedeki bayiden bir Cumhuriyet alıp otele odama döndüm.

Üşenmedim soyundum, pijamalarımı giyip yatağa girdim.

Yılbaşını hiç sevmem ben. Hüzün verir bana.