AE – Aslında bu bir istek peçetesiydi. Hatta peçetedekini yazayım: “Yemekten anlamak için ne gerekir? Belli kişilik özelliklerine bağlanabilir mi? Yemekten anlayan insanlar neyi iyi yaparlar?”

Gördüğün gibi Serdar, yemek bahane. Seni bozmaz.. konu derin.

İtiraf edeyim, sevdim. Gördüğüm an evet bu dedim.

Biz nasılsa klasik bık bık etmeyiz. Damardan girelim, hadi. Önce ben sazı bir tıngırtayım.

Efendim.. tat merakı bence çok zevkli bir akıl oyunu. İşlenmiş bir algı. Herkesin saiki (içinden gelen ilgilenme sebebi mi demeliydim?) farklı olabilir ama dipsiz bir bilgi/beceri alanı.

Yemekten anlamak, emek açısından hiç aşağı kalmaz öteki zahmetli ilgi alanlarından. Bir müzik enstrümanına hayatını vermekle, bir uzmanlık konusunda yıllarca okumakla aynı ciddiyette.

Hedonizm, onu açıklamakta zavallı kalır. Hatta, bak bir adım daha ileri gidiyorum, yemeyi sevmekle de alâkası yok. Boğazına düşkünlük, yemekten anlamak değil. Gourmand dedikleri başka bir şey.

Bence keşif duygusu var içinde. Evet evet.. kâşif ruhu lazım. İnsan tanımadığı bir yiyeceği sadece yemek için istemeyebilir. Gerçek ilgide, tadarak keşfetme merakı daha öne çıkıyor.

Ne komik bozum olma hikayelerim vardır; bilmediğim bir şeyi meraktan kudurarak sipariş edip duvara toslamışımdır. Ama uslandım mı? Nerdeee..

Mesela ben bir ülkeyi tadarak keşfederim. Orada amaçlar karışır; insanlarını merak ettiğim için yemeklerini tatma isteği. Yemek üzerinden hayatlarını görme..

Bu merakın ucu araştırmaya da çıkıyor. Vallahi biyoloji laboratuarında deney heyecanı gibi. Acaba o malzemenin tadı nasıl? Üzerinde neler denersem, neye dönüşür? Neler yan yana gelirse ne olur?

Araştırma kısmında malzeme bilgisi ve hayal gücü lazım. Net.

Neyse durdur beni.

*

SD – Benim de bir şey demem lazım değil mi? Önce, bugün ebediyete emanet ettiğimiz ‘yüzyılın şefi’ unvanlı Paul Bocuse’e (1926-2018) saygılarımı sunar, böyle bir günde yemek konusuna cebren ve hile ile sokulduğum için affını arz ederim.

Evet, aynen dediğin gibi. Yemeği (fiil olarak) sevmekle alakası yok. Bence farklı ve belki de uyuşmaz zevkler.

Gurme her şeyden evvel meraklı biri. Araştırmayı, öğrenmeyi, denemeyi seven. Sonra, makro ile mikroyu yani detayla bütünü; ilkel ile (tat alma duyusu hayvani bir özelliğimiz) estetiği (yani insan evriminin gelebileceği son noktayı) bir araya getirme iddiasında olan biri. Çok iddialı yani. Çünkü gurme genelde susmaz (kendine gurme azdır), fikrini de söyler. Yani iyiyle kötüyü, güzelle güzel olmayanı ayırma yetenek ve hakkına sahip olduğuna inanır. Bu arada rafine olmayan gurme de çok patetik bir vakadır.

Not: Gurme kelimesi Fransızca. 14.yy’da ‘groumete’ şarap alıp satan demek. 18.yy’a kadar ‘şaraptan anlayan, iyi içen’ anlamında kullanılmış. İngilizce groom‘dan geldiğini de iddia edenler var.

 

AE – Girmeyeyim şu gurme konusuna diyordum. Kaşıdın. Serdar şu insanlara bi şey söyle ya, bana gurme demesinler. Gurmelik oyuncak değil. Hay tüküreyim böyle popüler kültüre. Herkes gurme. Ben istemiyorum.

Daha yolum var.

Malum malzeme bilgisinin sonu yok. Sürekli öğrenmem lazım. Valla resmen ders gibi çalışıyorum. Her yolla. Gittiğim yerde (yurt dışı ve içi) pazarlara gitmek, bilmediğimi ânında Gugıllamak, her yediğimin farkında olmak (bak en zoru burası, insanların yapmadığı bu), dikkatimi odaklayarak hafızama kaydetmek..

Bir tartışma var bu arada. Yemekten iyi anlamak için yapmayı bilmek, en azından bir kere deneyimlemek gerekli mi?

Bence yapılışını görmek neredeyse şart ama bizzat yapmak.. bilemedim. Olayı yokuşa sürmek istemiyorum. Kendim için, yapmayı bilmek bana acayip çok şey katıyor. Ama şart diyemem. Ben liberal kafalı adamım. İsteyen istediği gibi öğrenir.

Ha, şu da bir gerçek, yemek yapmanın içinde ciddi püf noktaları gizli. Masum ya da tartışılabilir tips&hints. Onlar, bir yemeği değerlendirmede değerli bilgiler. Ben onlarsız kendimi anlamış saymam.

Oh ya, şu gurmelik için içimi döktüm. İyi ki açtın konuyu. ‘Bıkdım’ valla..

Neyse ocakta yemeğim var, ben gideyim komşu:)