AE – Tam senlik bir mevzu sevgili kitap kurdu Serdar. Ben kitap zevkimin değişmesinden muzdaribim. Zaten iddiasız bir performansım vardı ömür boyu. Sattım ben kendimi sattım. On yıllarca varsa yoksa iş. Hep mesleki kitaplar okudum. Okul yıllarında hızlı okunup geçen hazmedilmemiş klasikler bir bakıma ziyan zaten, içim acır o konuya, geçelim. Bu saatten sonra telafi şansı yok. Geldik bugüne. Şimdi de sabrım kalmadı.

Ya da bilemiyorum, anlamlar mı değişti? Ya da bu değişen şeyin adı ne? Zevkler mi demeli?

Şimdi her telden istiyorum. Çok ama çok seçici oldum. Creme de la creme olacak her ne ise. Popülerliği umurumda değil, hatta eksi puan. Şaşırtmalı beni. Mesela Sapiens’i beklemiyordum, ters köşemi iyi yakaladı. Belki okumakta bugüne kalsaydım es geçebilirdim. Mesela hiç Murakami okumadım ve isteğim de yok.

Tekrar.. Allah muhafaza. Okumayı kesmek değil, fırlatırım elimden. Onun için eskiden çok sevdiğim bir yazarın yeni kitabına temkinli yaklaşırım. Anılar kirlenmemeli.

Bana bir keşif halleri geldi. Sınırsızlık sendromu. Her şeye açığım ama öncesinde bir sürü sebeple elenmezse. İnsanların ölüp bayıldığı şeyleri okumamış olmaktan da utanmıyorum.

Ha bir de fena halde link’çi oldum ben. Saatlerim iPad’imle geçiyor. Sürekli oradan besleniyorum. Bunlar kitap değil. Psikoloji, gastronomi, teknoloji, sinema, Dünya’nın gidişatı, sosyolojik analizler hakkında makaleler. Enerjimin %80’i bunlara gidiyor.

Her şey’ci oldum ben. Normal miyim ben doktor?

*

SD – Zor bir soru. Okul döneminde zorla yahut özeti ders diye okutulan klasikler kayıp, hemfikirim. Benim başka kayıplarım da var. Özel sebeplerle pek çok kitabı (işte Rus klasikleriydi, Fransız klasikleriydi, ne bileyim Asturias, Petrov, Hamsun, Buck, Zweig, Sartre, Camus ve daha pek çokları…) vaktinden evvel okudum. Anlayacak yaşta değildim, sonra tekrar okumayı canım çekmedi. Ardından, 15-25 yaş arası daha ‘ciddi’ sandığım siyasi, sosyolojik, ekonomik ve polemik kitaplara sardım. L’air du temps yani… Mesela en gereksizlerini söyleyeyim: Lenin’in, Troçki’nin, Enver Hoca’nın bulabildiğim bütün kitaplarını okudum. Ondan sonra da çok ama düzensiz okudum. Eh bir de üstüne hafıza özürlü + René Le Senne skalasında EAP isen geriye bir tortu kalıyor sadece. Ve “zaten okuyorum da neye yarıyor, 24 saat sonra hatırlamıyorum ki…” psikolojisine giriyorsun. 1990-2015 arası gazetecilik yaparken sürekli bir şeyler okumak-yazmak zorunluluğu, kalan zamanda bana okuma gücü bırakmıyordu. Zorlanıyordum. Gene de son 10 senedir felsefi ve dini konulara sarmıştım. Meir (Gaon) arkadaşım öldü, bu sefer de “Okusam neye yarar, tartışacak kimse yok ki…” der oldum, mesela İsa’ya Göre İncil‘i, Saramago’nunkini, bir türlü okuyamamıştım, aldım ve bir kenara attım.

Ve (belki senin için iyi bir haber) son iki üç senedir de, ilginçtir, non-fiction‘ı bırakıp (tabii araya Sapiens, Incognito gibi kitaplar giriyor) tekrar fiction‘a sardım, hem de fena halde. Kural, her 3 kitaptan en az 2’si Amerikan edebiyatı olacak. Keşfediyorum. Bayılıyorum. Ve önümüzdeki dönem kıvamı geldiğinde (ne demek istediğimi sen biliyorsun, burada açık etmeyeyim) İspanyol ve Güney Amerika edebiyatına “come back” planlıyorum, ikinci (bazen üçüncü) tur.

Hasılı, tam zıddın, giderek hiçbirşeyci olmakta ve dünyadan elimi eteğimi çekerek kendimi fiction‘a vermekteyim.

Buyur, kurgu dünyasına beklerim…

Dip not: Doktora bir soru sordun, sana derdini anlattı. Neyse ki viziteyi SGK ödüyor 🙂