AE – Doğrudan giriyorum konuya Serdar. Aslında konuşmak istediğim şu: Tamam Dünya değişiyor ama esas değişim içimde mi?

Mesela eskiden şöyle bir hayat anlamım vardı: Ülkeler keşfetmek. Neredeyse bütün iş hayatımda sırf onun gazıyla çalıştım.

Bütün yıl para biriktirirdim. Tünel’deki Hachette’de ülkeleri tanıtan cep kitabı boyunda bir seri vardı. Onlardan bir sürü alır, altını çizerek çalışırdım (bak okurdum demedim).

Sonra seyahat acentasında bir kızım vardı, gider otururdum önüne. Sadece ülke adları söylerdim. Çok iyi bilirsin telefon rehberi kalınlığında bir uçuş kataloğu vardı. Uçaklar, saatler, fiyatlar.. Dakikalarca çalışırdı, bir bağlantı bulur, not alır, bir daha bakar, hesap makinesiyle bir şeyler hesaplar. O bekleme ne heyecandı be. Nasıl bir fiyat çıkaracak acaba? Biriktirdiğim yetecek mi? Uçak fiyatına göre ona söylediğim ülkeler elenirdi.

Bazen öyle atraksiyonlu bir aktarma önerirdi ki, bir gün müsaade isterdim eve gidip bizim hanımla konuşayım diye. Mesela Belgrad hava limanında 6 saat bekleyip, oradan Roma’ya uçup, orada bir gece kalıp, ertesi sabahın köründe uçağa yetişmeyi kabul edersek en ucuz yolla Lizbon’a gitmeyi istiyor muyuz istemiyor muyuz? (gerçektir, unutmadım).

Sonra büyük gün gelirdi. Bilet koçanları, kocaman lacivert pasaportlar alınır (bir sürü yerde vize yok), taksi çağırılır, ev özenle son bir kontrol edilir, Yeşilköy hava alanına gidilirdi. Ha ha yanlış yazmadım, adı öyleydi.

Sonra o ülkeye inildiği anda en basitinden bir araba kiralar, bir harita alır, Allahına vururdum yollara. Akşama nerede kalacağımızı bilmeden. Her şey akışa kalmış.

Yanımda yedek 2-3 tane film olurdu (onun adı pelikül ama şimdi millet ‘buyur?’ diyecek, hadi o kelimeyi kullanmayayım dedim).

Artık o heyecanım bitti. Olmasını çok isterdim ama yok.

Dipsiz teknolojiyle her yapacağım şeyi önceden sanal olarak bilmek istemiyorum.

Daha derinlere inmek istiyorum. Köşe bucak.. kimsenin yüzüne bakmadığı yerler. Yok öyle maceramsı değil. Sadece orada turizm olmasın yeter. Ne bileyim.. güney İtalya köyleri, Moldova, Abhazya, İran’ın Hazar kıyıları, Norveç fiyord köyleri, vıdık vıdık İrlanda.. Sefillik olmasın, asgari bir temiz yatak bulayım ama ne olur orada da kitleler olmasın.. ne yiyorlarsa ondan yiyeyim. Onların içkilerini tadayım.

Olmuyor mu? Bunu yapamıyor muyum? Başka imkansızlıklar mı var? Hiç olmasın o zaman. Bitsin, kapansın bu konu. Gördüm göreceğimi, yeter.

Ruh halim bu. Ve bu da kendimde eskiden hayal bile edemeyeceğim bir değişim.

Sen ne alemdesin?

Bu yazıya ne ilham oldu biliyor musun? Geçenlerde yazdığın bir tweet. Hani demişsin ya, yeni tabak takımını eskitmeye zaman mı var diye. Çok düşündürdü o beni. Belki de haklısın. Bazı şeyler sürmek zorunda değil. Bir zamanı var, yaşanır biter.

*

SD- Offf, hazırlıksız yakalandım. Laga luga yapacağım gene. (Adnan Benk benim için ‘Serdar cevap vermemek için çok konuşur’ derdi.)

Sağ mıdır, sağrı mıdır bilmem, ama çok özledim, şimdi Basuram olsa bu soruya ‘Ya oğlum ben bombokum ya…” diye cevap verirdi. Ben öyle demiicem. Hakkım yok. Yoksa… neyse!

Moustaki’nin bir şarkısı vardır, Je suis un autre (Ben bir başkasıyım):

“Ben, yorgun doğan kertenkelelerdenim / Buruk bir iyimser, keyifli bir kötümser…”

Her insanın gerçekleşmeyeceğini bildiği hayalleri olmalı. Gerçekleşmeyeceğini bildiği halde belki bir mucize olur diye kurmaya devam ettiği hayalleri. Yüksek sesle söylenmeyecek kadar abartılı, olmayacak, ayıp…

Gerçekleşebilecek olsa zaten hayal demezler, proje derler. Proje can sıkıcıdır. Hayalse hayattır.

(Maurice Blanchot “Cevap, sorunun başına gelen bir felakettir’ der ya, hayaller için de geçerli bu.)

Artık hayal kur(a)mayacak kadar ufkun daraldığı gün (çünkü havalanmak için bir mesafe ister, karşındaki duvar çok yakınsa artık uçamazsın) ; uçuk kaçık ve kimseye itiraf edemediğin hayallerinden vazgeçmeyi kabullendiğin gün… hayat döngüsüne yenildin demektir. (Bu arada ‘cycle de vie‘yi Fransızca-Türkçe sözlükler ‘safahat’ diye çevirmişler. Safhalar yani… Çok sevdim.)

Yazarını ve adını unuttuğum bir romanda Havo Svevo’nun (bak sadece kahramanın adı aklımda kalmış, demek ki çok sağlam bir romanmış) karısına “Beni canlı kılan yaptıklarım değil, hayallerim” demesi gibi…

Virginia Woolf’un “Hayat bir rüyadır, uyanmak öldürür” dediği gibi…

Soruna cevap veriyorum:

Hâlâ direniyorum Ahmet…

 

 

Dipnot: Final bölümünde And When I Die… dinlenecek. Ama Laura Nyro değil, Blood, Sweat & Tears yorumu.