AE – Olduğu gibi aktarıyorum.

• Yeni mezun bir hukukçu yüksek lisansını yapmak istiyor; bakıyor ki eski hocalarından bazıları yeni açılan bir vakıf üniversitesine geçmiş, orayı seçiyor.
• Fakat farklı bir yol izliyor. Yüksek lisans değil, açık olan araştırma görevlisi pozisyonu için başvuruyor. Kabul ediyorlar.
• İstediği bölüm yerine başka bir bir bölüm öneriyorlar. Kabul ediyor.
• Yüksek lisans tezli olacak. Tez danışmanının eski hocalarından birisi olmasını istiyor. Asistanı olduğu bölümdeki hoca da bunu uygun görmüyor, ben yaparım diyor. Kurbanımız eski hocasında ısrar edince ilişkiler bozuluyor.
• Çok akıllıca bir güç kırma savaşı başlıyor. Yalnızken moral bozma, başkalarının önünde hiçbir şey yok.
• Tezle ilgili yardım etmek yok. Bir şey sorunca, git danışman hocan söylesin.
• Tez jürisine girip 3 defa reddedilmesine sebep oluyor. Durmadan şurası olmamış, değiştir gel.
• Tez savunmasında acayip zor sorular. Rezil etmek için.
• Şöyle de söylediği bir söz var: İstediğim gibi bir asistan bulsam seni burada tutmam ama yok işte, şimdilik sürdürelim bakalım. Yani o anda gitmesini de istemiyor.
• Bu acayip ilişki 6 yıl sürüyor.
• Sonunda ne tez ne bir şey, nihayet istifa ve son!

Yaa işte böyle hikayemiz.

7 yıldır Yeditepe Hukuk’da mobbingi ders olarak anlatıyorum. Anlatmak için ayağımla yeri eşeliyorum ama bu bizim SADE’nin tarzına pek uymaz. Kaptıracağım, mobbing dersi gibi olacak. Onun için susayım ben.

Al Serdar, topu yavaşça yerden sana yuvarladım.

SD – Hani biri bir derdini anlatınca ‘senin derdin de dert mi, bak benim başıma ne geldi’ diye lafa giren empati-özürlüler vardır ya (burada fon müziği olarak Esengül’den ‘Beterin beteri var’ girecek), o duruma düşmemek için Hürriyet‘te son 2-3 sene, yayın koordinatörünün maşalığında maruz kaldığım ‘mobbing’i anlatmayacağım. Yoksa ‘keyz stadi’ türündedir.

Bu yukarıda anlattığın senaryo akademik kariyerde çok yaygındır.  Yıldırma/kaçırma amaçlı olmadan da hocaların alt basamaktakilere eziyet ettiği malumdur. Bu vak’aya gelince, ‘mobbing’ tanımına girer mi girmez mi, bilmem. Hukukçu sensin. Ama ‘mobbing’in – hukukî veya değil – tanımının çok zor olduğunu, ispatının daha da zor olduğunu biliyorum.

Bu hadise için değil, genel olarak söylüyorum:

1/ Çalışanlar terbiyesizliği, kötü muameleyi de ‘mobbing’ zannediyorlar. Halbuki (benim bildiğim) hukuken bu tanıma girmesi için şartlardan biri ‘yıldırıp kaçırma niyeti’.

2/ Sen anlat bize kısaca ama, bildiğim kadarıyla ‘mobbing’in süreklilik arz etmesi de şart.

3/ Bir de tabii ki, işin en zoru, ispatı-belgelenmesi çok zor.

Onun için, bu gibi durumlarda hukuktan ziyade bizim ‘dededen, babadan kalma’ yöntemlere başvurmak gerekebiliyor:

1/ Söz konusu alçak hocaya tepeden baskı yapmak; yani bir ‘dayı’ bulmak…

2/ Yahut da (1980’de Fransa’da karşılık bulamadığı için müstakbel karıma kötü notlar veren bir hocaya uyguladığım yöntemdir) genç asistanın babasının / abisinin / erkek arkadaşının hocayı ‘ikna etmesi’ ; yani bir ‘ayı’ bulmak…

AE – İş bitirici Serdar:)

Sistematik olarak mobbing unsurları var mı bakalım.
– İşyerinde mi olup bitmiş? Evet.
– Süreklilik kazanmış mı? Evet. Hatta doktrinde bir görüş vardır, en az 6 ay sürmüş olmalı diye. Mahkemeleri bağlamaz ama bir ölçüttür sonunda. Bol bol o da var.
– Sistemli mi? Yani düzenli tekrarlanmış mı? Evet.
– Kasıtlı mı? Kurgulanmış gibi görünüyor mu? Evet.
– Amaçlı mı? Yani o kişiyi istifaya zorlamak için mi yapılmış? Sanki evet. Emin olamadım çünkü öyküden biraz da ‘eziyet etmiş olmak için eziyet’ sonucu da çıkıyor ama ondan kurtulmak istediğini kabul edelim.
– Ortaya bir zarar çıkmış mı? Anlatılanlara göre psikolojik yıkım büyük olmuş. Dolayısıyla evet.
– Herkesin görmemiş olması, ustaca gizlenmesi bir unsur olmadığı için bunu belirtip geçiyorum.

6 yıllık bu macerayı mobbing olmayan benzerlerinden ayırmak pek zor olmayacak gibi görünüyor. Gereksiz hassasiyet değil. Kaba üslup değil. İş hayatındaki rutin çatışmalardan değil. Geçici bir dönem değil.

Dediğin gibi, üniversitelerin öğretim kadrosu -inanmakta zorlanıyorum ama- mobbingin fazla rastlandığı yerlermiş.

Dava açmaya kalksaydı ne olurdu hiç tahmin edemiyorum. Epeyi uğraştırırdı. Delil topla.. ispat için binbir yol dene.. yıllarca davayı kovala.. sonuçta belki sembolik bir tazminata hak kazanırdı (bir de temyizi var tabii).

Öff zor konu vesselam.