SD – Meslek değiştirme dedindi değil mi?

İlk işim 15 yaşında yarı iş yarı staj, bir yayınevinde editörlük idi. Şirket 4,5 TL’ye kadar öğle yemeğini ödüyordu. Üstü çalışana ait. 2 ay çalıştım ve ayrılırken üste 70 lira ödedim. Öyle sağlam yemişim yani.

Sonrasını, ufak tefek işleri saymadan özetliyorum:

Öğrencilik yıllarımda plasiyerlik yaptım (kapı kapı kitap, ansiklopedi satışı), muhasebecilik yaptım. Dağıtım şirketi kurup kitap ve ansiklopedi pazarladım. Yumurta çiftliği işlettim. Çiftlik mamulleri dükkanı açtım. Bakkal ve marketlere toptan yumurta sattım. Patrondum güya ama günde 8 saat kamyon kullanıyor, günde bazen 5-6 ton mal indirip bindiriyordum. Sonra bir turizm şirketi kurdum, incoming yapıyorduk ve bir sezon bir tatil köyü işlettik. Bu sırada ortaklarım cortlayınca ve benden de işadamı olmayacağı 15 yıllık deneyle tespit olununca, maaşlı bir iş bulmaya karar verdim. Önce Fransa’nın en büyük basın-yayın patronlarından birinin danışmanı olarak basın-yayın işine geri döndüm. Türkiye’de bir ekonomi gazetesi satın alacaktık, anlaşamadık. Bu arada teklif geldi, 5 yıl kadar Konda Araştırma Şirketi’nin müdürlüğünü yürüttüm. Kamuoyu araştırmaları ve, ayıptır söylemesi, siyasetçilere danışmanlık yaptım. Tansu Çiller o zaman başbakandı, o kadar bezdirdi ki, şirketi uykuya yatırıp Hürriyet gazetesine geçtim. 20 sene de burada gazetecilik yaptım. Teşekkür olarak 2 sene önce beni kovdular. 60 yaşından sonra artık beni isteyen olmadı. (Zaten patronlar ve kötü yöneticiler beni istemezlerdi, nedenini sorma.)

Şimdi sana soruyorum: Ben, sence, iş değiştirme konusunda konuşmaya ehil miyim? Evet dersen, arkasını getireceğim…

AE – Evet! Çünkü pişmiş tavukların anlatacağı çok şey vardır. Su sıcaklığı nasıldı falan:))

Ama önce ben.. ben.. ben de söyleyeceğim.

Lise 2’de, çok iyi hatırlıyorum, diplere doğru derin düşünce yolculukları yapardım. Ne iş yapmak isterim ben diye. Net bulmuştum sonunda. Hatta yazıp bir-iki yıl dönüp dönüp üzerinde düşünmüştüm. Belki seçenekler yer değiştirir diye.

Ne oldu o yazdıklarım bilmiyorum, son hali şuydu: 1) Psikoloji, 2) İç mimarlık, 3) Uzak yol kaptanlığı ile eş zamanlı yazarlık.

Babam bunları dinlemedi bile. Hatta galiba o meşhur ‘kapı zilinde ne yazacak?’ sözünü de söylemişti. Benim işimi sürdür, avukat ol dedi. Akıllı ol dedi:)

Tamam.. peki.. Ama benim de hayata karşı hile planım vardı. Üniversitede kalacaktım. Araştırmak ve yazmak benim kozam olacaktı.

Yaptım da asistanlığı.

Sonra geçim derdi fena bastırdı. 80 ihtilalinin artçı uygulamaları usandırdı. Bekle beni ben geliyorum dedim atladım piyasaya.

Garanti Bankası’nda avukattım. Dön baba dön oldu. İcra takibi aç,hacze git, borçlularla uğraş..

Sonra bir mucize gerçekleşti. 89/I, II ihtarnamesi diye bir şey vardır, boş verin şimdi detayını, işte o büyük sorun oldu bankada. Teftiş çıldırdı şubeler bu hatayı nasıl yapar diye.

Akıllarına beni mobil eğitmen gibi kullanmak geldi.

Ve Ahmet elde çanta şubelere gitti, akşam mesai sonrası kapıyı kapattı, topladı milleti etrafına, onlara zevkli hukuk dersleri anlattı.

Sonra hukuk dışı şeyler de sormaya başladılar. İlişkiler, yönetim konuları.. Eğitim müdürlüğünde karşılaştığım bir yönetim prof’una danışmıştım bir keresinde. Bana, “girme bu işlere, sen anlamazsın, bunlar organizasyonel davranış konuları” demişti. Anlamam ha! Buldum kitaplarını. Sınava hazırlanır gibi okudum. İçtim. Her defasında diyeceğimi kontrol ettirdim. Oldu mu benim hukuk dersleri hibrit? İçinde hukuk da olan ‘bir şey’. Pratik hayat bilgisi. Onlara tam ne lazımsa o.

Bu bana eğitim bölümü yöneticiliğini getirdi.

Sonraki yıllarda, “sen İş Hukuku biliyorsun, hem de sahaya yakınsın, geç İK’ya” dediler. Kurumların sunduğu imkanlarla sayısını unuttuğum yurt dışı-içi seminer, konferans.. Hani akşam okuluna falan giderek bir şekilde diploma alınır ya, o hesap.

Bugün birçok kişi benim hukukçu olduğumu bilmez. Baştan beri İK’cıymışım gibi gelir(miş). Hatta utanarak söylüyorum, beni bir bilen sayarlar.

Bütün bunları niye mi anlattım? Su yolunu buluyor da ondan.

Psikoloji istiyordum, hayatımın içinde insan istiyordum, araştırmak/yazmak/anlatmak istiyordum, dibine kadar yaptım. Sadece dolambaçlı yoldan. Biraz geciktim. Bir de bazıları bana -erken zamanlarda- ama diploman işine uymuyor dedi!

Yani meslek değiştirmek, kimisi için, vakti gelince kabuk atmak gibi. Yenisi geliyor alttan.

Onun için zamanı yok. Önkoşulu yok. Hatta dışarıdan bakınca mantığı yok. Onun yerine kişisel anlamı, herkesin kendi öyküsü var.

Hiçbir sorumluluk almam; size çok taş koyanlar olacaktır.. kendi değerlerini empoze edecekler.. sorumluluklarınızı hatırlatma kırbacını çıkaracaklardır..

Kolunuzu atacaksanız yürüyün be!

Söyle Serdar, sen pişman mısın?

SD – Değilim.  Sadece yoluma çıkan ama farklı sebeplerle arkamı döndüğüm 2 farklı mesleğe uzaktan iç çekerim. (1) Türkiye’de puanım tuttuğu halde 2.sıraya yazdığım, Fransa’da kaydolduğum halde gitmediğim tıp eğitimine… Doktor olsaydım iyi kötü üç kuruş kazanırdım, diye. (2) İmtihanını kazanıp kayıt da olduğum halde, hem yurtdışına gitme hevesiyle, hem de beni eken sevgilimle birlikte okumama tercihiyle gitmediğim DGSA-Mimarlık. (Şimdiki Mimar Sinan’ın adı Devlet Güzel Sanatlar Akademisi idi 1970’lerde). Çünkü mimarlık (batıda yapıldığı şekliyle) hem sanatçılık, hem iyi kötü mühendislik ve teknoloji, hem hem sosyoloji vs… Bana iyi giderdi. Yani, sevdiğim bir bölümde okumak ve sevdiğim bir işi yapmak isterdim, bugün olsa. Hatta seni çok güldürmek riskine rağmen bir şey söyleyeyim mi? Belki bugünkü kafam olsa… aşçı olurdum. (AE burada kıs kıs güler!)

Ama “Pişman mısın?” derken, bu kadar işe girip çıktığına, bunca farklı tecrübe hatta hayat yaşadığına pişman mısın, demek istiyorsun, kesinlikle hayır.

Keşke vaktim ve gücüm olsa, 3-5 işe daha girip çıksam!

AE – Hep bireysel baktık. Olayın bir de kurumların içinde yaşanan boyutu var. Orada da mesleki savrulmalar olur. Hem de bilerek ve isteyerek. Süreçlerinden çok emin kurumlar bunu bir rotasyon politikası olarak uygularlar. Gizli bilgi olmadığını umarım, mesela İş Bankası’nda böyle şeyler çok duydum. Alakasız bir birim yöneticisi, 40’lı yaşlarında (yani kariyerinin dörtte üçünü geride bıraktıktan sonra) alakasız bir yere atanabilir. Ne mi olur? Emin olun iş aksamaz. O kişi biraz acı çeker, debelenir, sonra kendi de nasıl olduğunu anlamadan adapte olur gider. Malum hikaye, yöneticilikte bir noktayı aşınca, insanî beceriler teknik bilginin önüne geçer.

Gelecekte iyice adi vaka olacak meslek değişimi. Biz ürkek vakvakların bugünkü gündemi bu. Yoksa ileride böyle bir konu bile olmayacak.

Yani o meslek değişecek!