Ahmet, Temmuz 2009 tarihli bir yazıdır aşağıdaki, Hürriyet İK’da yayımlanmış. Dokunmadın, kopyalayıp yapıştırmakla yetindim. Okuyan olursa aklına şu sual gelebilir: Bu yazıdan 9 yıl sonra, işinden olmuş ve başka iş bulamamış/yapamamış bir “öpe öpe emekli” sıfatıyla, ne noktadasın Serdar bey? O da başka bir yazı malzemesi olsun. Ben asıl, hayatını 20 milyonluk İstanbul’da bir münzevi olarak yaşamayı başaran senin ne diyeceğini merak ediyorum, 

AE- Çok güzel bir pas bu. Hafifçe falsolu, tatlı bir hızla bana doğru geliyor. Tek vuruş şansım var, bunu ziyan etmeyeceğim.

*

Colleen McCullough‘un romanı Gazap Kuşları‘nı Fransızca tercümesinden okumuştum. Les oiseaux se cachent pour mourir yani ‘Kuşlar öleceği zaman saklanır‘ şeklinde çevrilmişti.

Kitaptan çok, adından etkilenmiştim.

Vahşi hayvanların ölümü hissettiklerinde, yapayalnız, bir çalı dibine, bir ağaç kovuğuna saklanması bana çok romantik hatta trajik gelir.

*

Hugo Marsan‘ın L’Assassin improbable romanında ise, bir emekli oyuncu, başarısızlığın ve hayatı ıskalamanın burukluğuyla, ölmek için değil ama, yeni bir hayata başlamak ve biten bir aşkı unutmak için küçük bir kasabaya sığınır, ama işleri umduğu gibi gitmez.

Romancı ‘Yaşlanmak illa kenara (geriye?) çekilmek, bir şeylerden vazgeçmek demek midir? Niye insan, hayatının bir döneminde artık ‘bir ihtiyar gibi’ yaşamaya karar verir?‘ sorularına cevap aramaktadır.

*

Hürriyet İK‘nın haftalık haber toplantısında kapak konusu ararken, ‘çalışanların klişe hayalleri‘ diye bir konu işlemeyi düşündük, altını dolduramadık.

Hepimizin aklına (piyangodan büyük ikramiye çıkınca yöneticimize koyacağımız postanın dışında) tek bir ‘çalışan hayali‘ geliyordu döne döne:

Emekli olup bir sahil kasabasına yerleşmek!

*

Bu hayalin anlamı herkes için aynı mıdır, bilemem.

AE- Ve şut ânı: Hayır.

Benim inzivam bir tür sahne arasıydı. 2001 bahanesiyle.. Geçenlerde yazdım anılarda, o yazı şöyle bitiyordu: Ofisi kapatıştan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı, ruh halim değişmişti. Gerçekten de inzivamın en derin yılları, 2004-2010 arasında hayat anlamım değişti. Yeni kavramlar eklendi: İşi artık zorlamamak.. kendi doğrularımla yapmak.. Bu; az kazanmak demekti, bugün iyice kıvamını bulan yazmaya başlamak demekti (Twitter ve blogum 2011’de başladı, mikro ve makro blogum olarak).

Yani senin dediğinin tam cevabı olarak: Bu iç değişim, bende, sahil kasabası hayalinin karşılığıydı. Bir kapa-aç’tan sonra bambaşka bir ruh haliyle devam etmek. Ölmeye değil, yeniden doğmaya yattım.

Ben, ne bu hayalden vazgeçebilirim ne de kendimi koyuverip kaptırabilirim.

O günkü ruh halime göre…

Kendi işimi kurmak‘ ile ‘bir sahil kasabasına çekilmek‘ arasında gider gelirim sürekli.

Yani mücadele etmeyi en azından denemekle, hayata teslim olmak arasında.

Sevdiklerini satıp gitme hissi dışında…

Kaçmak, yenilgiyi kabul etmek gibi gelir.

Sanki, adam gibi para kazanamamış (ne yazık ki başarının ölçüsü bu oldu artık) yahut mesleğinde bir yerlere gelememiş bizim gibilerin, hayatın yorgunluğunu atacağı ‘hak edilmiş bir emeklilik‘ten ziyade; mücadeleden kaçması; kendini unutturacağı, ama asıl başarısızlıklarını ve kendine bile itiraf edemediği bir kıskançlıkla, hak etmedikleri halde yükselişini izlediklerini unutacağı bir inzivadır bu hayal.

Yaşayacağı kadar yaşamış, göreceğini görmüş, eleğini asmış bir bilge gibi dünyadan elini eteğini çekmek bahane. Yeni bir hayata başlamak, yeni bir maceraya atılmak yalan.

Kaybedilmiş bir kavganın yaralarını yalamak ve bu utancı unutmak için bir ricattan ibarettir.

AE- Yukarıdaki 3 cümle yazında kreşendo. Onun için kelime kelime ele alınmayı hak ediyor. Yeni bir hayat/macera yalan, yeni ruh hali gerçek.

Olup bitmiş kavganın yaralarının izleri bütün görünülürlüğüyle dursun orada, ben tanımadığım başka yollara sapıyorum.

İzin ver bana, cümlenle oynayacağım: Yaşadığını yaşamış, bir sürü şey görmüş, aynı yollardan bir daha geçmeyen bir bilge gibi, istemediği şeylerden elini eteğini çekmek..

*

Zaten kuşlar ölmek için saklanmaz.

Hayatta kalmak, kalabilmek için saklanır.

Bu hayvani bir içgüdüdür.

Yaralı, hasta, yahut yaşlı hayvan, bu halde düşmanlarıyla başa çıkamayacağını bildiğinden, saklanacak bir yer arar kendine; bir çalının dibine, bir kayanın altına, bir ağaç kovuğuna girer.

Tek başına, gözlerden uzak ölmek için değil.

Biraz daha yaşamayı umarak.

Fransa Kralı 15.Louis’nin metresi Madame du Barry’nin, giyotin sehpasında ölüme yalvarışı gibi:

Merhamet edin cellat bey, biraz daha izin verin bana!

 

Not: Kaybedilmiş savaş deyince, Lübnanlı şair Halil El Hûri‘nin şiiri geldi aklıma, ama ne yazık ki yerimiz yok: Ve sen yarın, bugünkü gibi, amaçsız bir gün daha yaşayacaksın. Ve başka bir kavgaya girip gene kaybedeceksin…