AE – Bu konu nereden aklıma geldi biliyor musun, bizim Kasım’daki İK zirvesinden. Hatta düşündüm, gerçekten alternatif zirve sıfatını hak ediyor mu diye. Galiba evet. Çünkü zirve formatlarını bozan yanları var; konuların öyle gruplandırılması, bizim canlı SADE’ler, benim özetlerim.. neyse diyeceğim o ki, alternatif kavramına taktım.

Tabii ki Latince. Benim çok sevdiğim, başka yerlerde de ön ek olarak kullandığım ‘alter’den (diğer/öteki yani).

Severim alter ego sözünü. Taa Roma hukukundan gelir. Tam yetkili vekil. Öteki benlik!

Şahsen hayatımda alternatifler var. Tatiller.. yemekler.. yazı dilim.. sinemalarım.. kendimi tedavi şeklim.. sevgimi gösterme şeklim..

Bak kucağına şahane iki konu atıyorum: Senin alternatif algın ne? Hayatındaki alternatifler ne?

Topu geri pasla sonra bana. Tatillerden, yemeklerden, sinemadan örnekler bulacağım.

SD- İlk defa hazırlıksız yakalandım, çalışmadığım yerden sordun. Düşünüyorum da… Yani sen sorunca şu anda kendimi düşünmek için zorluyorum da…

Galiba ‘alternatif’ kavramı benim hayatımda pek yok. Ciddî hafıza özürlü olduğum için yanılıyor da olabilirim (belki a mı, b mi, c mi? diye düşünmüş ve seçimlerimi öyle yapmışımdır da, hatırlamıyorumdur, mümkün) ama sanki belli kararlara / tercihlere hayat götürdü beni. Hani klasik ‘rüzgarın önünde savrulan yaprak’ örneği…

Diyeceksin ki hayatını şekillendiren kararları sen almadın mı yani? olaylar / tesadüfler / başkaları mı belirledi? Herhalde değil…

Büyük ihtimalle bilincimin vitrinine gelmeden, beynimin gerisinde seçenekler tek tek elden geçiriliyor, artısı eksisi tartılıyor ve sonuçta ben, sanki ‘başka alternatifim yokmuş gibi’ aslında beynimin arka planında aldığı o kararı icra ediyorum…

Bilmem anlatabildim mi? Ama bugün bile hâlâ neredeyse ‘alternatifsiz’ yaşıyorum. Kötü bir sürpriz çıkmasın ama, neredeyse ‘sürprizsiz’ bir hayat…

Kimine göre ‘ne kadar tatsız ya!..’ kimine ‘oooh, kafan rahat, otomatiğe bağlamışsın!..”

Bilemedim be Ahmet! Bir şey söylemek için söyledim…

AE – Biz buyuz işte. İçinden geldiği gibi, ne hissediyorsak onu deriz. Kendini biliyorsun, senin alternatiflerin sana işlenmiş geliyor belki. Seni bir de seçmekle yormuyor zihnin.

El kalp yapıp sözü alıyorum o zaman.

Madem ben kaşıdım, okuyanlara örnekleme borcum var.

Mesela yemek. Kalıbım yok. Ondan ona.. ondan ona.. tatmadığım her şeyi denemek istiyorum. Ne anılarım vardır, feci bozum olduğum. Karşımdaki laylaylom bildiği bir yemeği yerken, ben yenebilemez alternatifimle öyle kalmışımdır.

Ama hayatı ancak böyle anlayabilirim.

Tatil. Konforsuz tatiller de istiyorum. Kimsenin gitmeyeceği yerleri görmek istiyorum. Tövbe diyebilirim o ayrıı.

Sinema. Bir Ratatouille, arkasından bir film noir, sonra sci fi, sonra 40-50’lerden bir Hollywood, sonra ne idük bir 3’üncü Dünya sineması. Patlıyorum sıkıntıdan bazen (evvelsi günkü Los herederas gibi) ama ben uslanmam, gene denerim. Hepsini seyretmek istiyorum.

Sevgi gösterme olayına girmekten vazgeçtim, fazla açık vermek olacak.

Ne bileyim işte, sanki alternatif denilen şey bir misyon bana.