AE – Geçenlerde bir mülakattayım. Acayip önceden çalışmışım ha. Hiçbir yere baktığım falan yok. Oğlunun adına kadar biliyorum. Bir ara ondan bahsediyordu, çok denk geldi adıyla söyledim (bu arada not: Bunlar -kesinlikle samimi yapıldığında- ortamı çok insanileştiriyor. Konuşma havasını buluyor). Çocuktan bahis daha gelişti, ‘Onun babamla vakit geçirmesini istiyorum’ dedi. Nasıl anlatsam sana, sanki bir övüncünden, gizli bir hazinesinden bahseder gibi. Yıllar önce emekli olmuş, sürekli araştıran, okuyan, kitaplar yazan bir dede.

Ben mülakatlarımdan beslenirim. İnsanların hayatlarını ziyaret etmek gibi gelir bana. Çok sevdim babasından bahsederken o tınıyı. Sevgi doluydu.

O akşam bir tivit yazdım bunu düşünerek; ‘emeklilik zihindedir, SGK işin formalitesi’ gibi bir şey. İstek peçetesi geldi bunun üzerine, hadi bunun üzerine daha yazın diye. İşte bu sohbetimizin arka plan öyküsü.

Emekli olmak bir şey demek değil. Dayanıp yaşarsan basıyorlar damgayı: Zıbamm.. ıskarta. Çıkartın üretim bandından.

Yok öyle yağma. Onun için dedim, olay kafada diye. Kimi bu yeni statükoya boyun eğiyor. Feci bir şey. Ben emekliyim.. yani bitti! Sonun başlangıcı. Kimi için bir kurtuluş. Dar gelen giysiyi çıkarıp atmak demek. Diyet ödeme faslı bitti, şimdi özümüze dönelim, nerede kalmıştık?

Spora gittiğim yerde bir emekli paşa var, hep karşılaşıyoruz. Adını falan bilmem. Hatta yazdım birkaç defa Twitter’da, evden kaçan paşa diye. Akranları var birkaç kişi, muhtemelen dönemdaşlar, olayı kahveye döndürüyorlar. Valla doğru dürüst spor yaptıkları falan yok. Safi konuşma. Susmuyorlar. Duymamak mümkün değil. Nasıl bir bayıcı muhabbet sana anlatamam. Yok bir arkadaşları ne kadar alınganmış.. yok birisi pazarda çok iyi bir yumurtacı bulmuş.. yok bilmem kaç hat nolu otobüs çok tenhaymış.. Artık detayın, çer çöpün dibi. Basıyorlar bana.

Bu ne biliyor musun? Anlam arayışı. Valla..

Nerede oğlunu dedeye göndermek isteyen baba, nerede benim dinlediğim gündemler.

Onun için al, atıyorum önüne konuyu, emekli yok, emekliler var.

Kimisi kendini buluyor. Özüne dönüyor. Hızlanıyor. Zihni açılıyor. Tahliye olmuş gibi oluyor. Kimisi ölmeye yatıyor. Kendini hiçleştiriyor.

Herhalde olay bütünlükle, tamlıkla ilgili? Integrity demek istiyorum.. anladın.

Ne dersin?

SD- Bu defa bildiğim yerden sordun. Bile bile… Elbette (‘helbette’ derdi benim çocukluğumun konaklı kadınları) beni düşündün konuya girerken. Bizi takip edenler bilirler: Zoraki emekliyim ben. Kendimi kovdurmak için çok gayret sarf ettim, kovulma sürecine (hukuken) hazırlıklı girdim… ama gene apansız yakalandım, patronun bu kadar hevesli olacağını bilemedim. Gazetelerde, televizyonlarda iş bakmadım, çalışabileceğim bir yer kalmadı, onlar da beni istemezler zaten. Onun dışında da bildiğim bir iş yok.

Pat diye, akşamdan sabaha, emekli oldum. İşin kötüsü, 18 yaşımdan beri – 40 sene 216 gün prim ödeme gün sayısı, düşün – o kadar yoğun (haftada 6 gün x 12 saat) ve işe yoğunlaşarak çalışmışım ki, emeklilik için ne hayalim, ne hazırlığım vardı. Ama okuyacak o kadar kitap, öğrenecek / yazacak / yapacak o kadar şey var ki, hepsine birden daldım, kendimi ‘hayattan emekli’ etmemek için. Bugün, başımı kaşıyacak vaktim yok. Eskisinden çok çalışıyorum: Ama patrona değil, bakkala / manava değil, kendime. (Tabii yaptıklarımın hepsi hilali ahmerden, hatta cepten para harcıyorum. Olsun!)

Eğer benim gibi yani aç ve açıkta değilsen (çok şanslıyım: iki yakam ucu ucuna bir arada), emeklilik muhteşem. Ama bunun için (1) hayatın işinden ibaret olmayacak. Yani kimliğini, kişiliğini mesleğe muhtaç olmayacaksın. Yoksa (pek çok emekli subay gibi – bakınız senin paşa) sudan çıkmış balığa dönersin. (2) İş dışında hayatını dolduracak şeyler, ilgi alanların, hobilerin (ama sadece değil, sen anlarsın ne demek istediğimi) olacak, boşluğa düşmeyeceksin, ‘Bugünü bakalım nasıl geçireceğiz!’ demeyeceksin sabah traş olurken.

Okuyan hatta çalışan gençlere ‘emeklilik günlerinizi hazırlayın’ demenin anlamı yok. Onun yerine, ben daha da iyisini ve faydalısını yapıyorum: Çok çalışıyorsunuz, nefes alacak vaktiniz yok, biliyorum ama (çünkü çalışan herkes öyle zannediyor) iş dışında şeylere de vakit ayırın, ‘kendinize bir şeyler katan’ şeylere, diyorum. Bir enstrüman çalmayı öğrenin. Çok iyi bir sinema amatörü olun. Ne bileyim bahçıvanlık kursuna gidin. Hem yaşarken ‘birden çok hayat’ yaşayabilirsiniz (derler ya, hayatın uzunluğu artı eksi herkes için aynı ama ‘derinliği’ farklı diye) hem de emeklilikte boşluğa düşmezsiniz.

Yani çocuk, öğrenci, çalışan, emekli… hayata bir anlam katmaya çalışmanın anlamı yok: Hayatı dolu dolu yaşamaya bakmalı…